Mimarlık, her zaman sıfırdan inşa etmekle ilgili değildir; çoğu zaman mevcut olanın potansiyelini yeniden okuyarak, onun üzerine yeni bir gelecek kurgulama sanatıdır. Paris’in 17. bölgesinde yükselen 42UP, AR Studio d’Architectures imzasıyla bu “yeniden kurgulama” yaklaşımının en radikal ve etkileyici örneklerinden birini sunuyor. Dünyaca ünlü yazılım okulu École 42’nin genişleme projesi olan yapı, öğretmenlerin, zorunlu derslerin ve öğrenim ücretlerinin olmadığı; 7/24 yaşayan, deneyim odaklı bir eğitim modelini kentin mevcut dokusu içine dikey olarak entegre ediyor.
Proje alanı, 1962 yılında Paris’in eski tahkimatları olan Bastion 42 üzerine inşa edilmiş mevcut bir yapıyı barındırıyordu. Mimarlar, bu yapıyı yıkmak yerine onu koruyan, güçlendiren ve anlamını dönüştüren bir strateji benimsedi. Mevcut bina, projenin pasif bir zemini olmaktan çıkarılarak yeni mimari kurgunun taşıyıcı belleği haline getirildi. Bu yaklaşım doğrultusunda, yapının üzerine dört ana hacimden oluşan ve beş katlı, yaklaşık 18 metre yüksekliğinde devasa bir metal süperstrüktür eklendi. Böylece toplam kullanım alanı 3.600 m²’den 9.025 m²’ye çıkarıldı.
Bu tasarım kararı, mimaride “tutumluluk” (frugality) kavramının güçlü bir yorumu olarak öne çıkıyor: Mevcut olanı tüketmeden, minimum müdahaleyle maksimum mekânsal değer üretmek. Projenin mühendislik açısından en çarpıcı unsuru ise, dikey sirkülasyon kuleleri ve 42 metrelik tek parça dev bir kiriş tarafından taşınan, havada asılı duran “köprü-bina” formu. Bu cesur strüktürel hamle sayesinde üçüncü kat tamamen kolonlardan arındırılarak, Paris siluetine yukarıdan bakan geniş bir kamusal terasa, adeta kentsel bir balkona dönüştürülüyor. Eğitim mekânı burada yalnızca kapalı hacimlerle sınırlı kalmıyor; kentle doğrudan görsel ve mekânsal ilişki kuran bir deneyim alanına evriliyor.
Cephe Tasarımı
Yapının dış kabuğu, eski ve yeni arasındaki sürekliliği vurgulayan beyaz mikro delikli metal bir cephe ile sarılmış durumda. Alt kotlarda 1,17 x 1,17 metrelik modüler bir ızgara sistemiyle başlayan bu doku, üst katlardaki metal süperstrüktürde üçgen modüllere evrilerek cepheye dinamik, derinlikli bir rölyef etkisi kazandırıyor. Bu dönüşüm, yapının statik kütlesini görsel olarak hafifleterek, cepheyi gün boyunca değişen ışık koşullarına duyarlı bir yüzey haline getiriyor.
Cephe tasarımı yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda yapının yoğun teknolojik kullanımına cevap veren performatif bir kabuk niteliği taşıyor.
- Güneş Kontrolü: İç mekânda bulunan yaklaşık 1.400 bilgisayarın yarattığı ısı yükünü dengelemek için etkili bir gölgeleme sağlıyor.
- Işık ve Şeffaflık: Mikro delikli metal yüzey, gün ışığını filtreleyerek içeri alıyor; günün farklı saatlerinde iç ve dış mekân arasında sürekli değişen bir görsel ilişki kuruyor.
Sonuç olarak 42UP, mevcut yapıların yıkılmadan dönüştürülebileceğini, kısıtlı kentsel alanlarda dikey büyümenin hem estetik hem de sürdürülebilir bir mimari strateji olabileceğini güçlü bir şekilde ortaya koyuyor. Proje; mühendislik cesareti, mekânsal esneklik ve çevresel duyarlılığı bir araya getirerek, çağdaş eğitim yapılarının kentle nasıl bütünleşebileceğine dair ilham verici bir örnek sunuyor.

